Her Şey Anda Gizli

51 0

Gelecekte arkamıza baktığımız vakit şimdi yaşıyor ve yapıyor olduklarımızı görüyoruz. Hatıralarımızla şu anımızı anlamlandırmak istiyoruz istemsizce. Sorgularken kendimizi ve geçmişimizi; ya korkarak, utançla çeviriyoruz kafamızı ya da yüzümüzde beliren mütevazı bir gururla. Kafamızı çevirdiğimizde gördüklerimiz ve hissettiğimiz duygular, ışık oluyorsa bize yolumuzu aydınlatan, işte o zaman kafamızı yastığa huzur içinde koyabiliyoruz ve o zaman yaşamın tatlı lezzetine erişiyor yorgun yüreğimiz. Geçmiş küsmüyor bize böylece, kaybetmek ve silmek istediğimiz bir hard diske dönüşmüyor, bilakis arkamızı yaslayarak güç aldığımız, fırsat buldukça andığımız sevinçler oluyor; umut oluyor, ışık oluyor, gelecekteki şu anlara ilham oluyor.

Gelecekte bizi içine alacak hisler, yaşadığımız şu anı daha fazla etkiliyor şüphesiz. Lakin insan bazen yapıyor olduklarının sonucuyla biraz geç karşılaşıyor, fark edişi ağır ağır oluyor. Bu yüzden geçmişimizle yüzleştiğimizde daha çok içleniyor ve esef ediyoruz. Mesela bir sevdiğimizin, yakınımızın kalbini kırdık. Çoğu zaman öfkemize yenik düşerek sonuçlarını muhakeme edemeden kırıp döküyoruz. Öfkenin kalbimizde kara bulutlar gibi gezindiği anda ve sonrasında o pek yaralayıcı olan duyguyu yani pişmanlık duygusunu hissediyoruz. Hissediyoruz hissetmesine de bir türlü kavrayamıyoruz; kalp hasarının kalıcılığını, bir türlü silinemeyecek olmasını ve aslında hiçbir şeyin buna değmeyecek olmasını… Sonrası ise yıllar geçtikçe artan, yılları esir alan hüzün oluyor, acı oluyor. Telafi edemeyişimizin beynimizi ve kalbimizi kemiren acziyetiyle öylece kalakalıyoruz, yanı başımızdaki hiçbir işe yaramayacak olan keşkelerimizle. “Bir kere kalp kırmaya gör vicdanın zor barışır seninle.” diyor içimizdeki malum ses. Bir nevi, kaybolmamak için çırpınıyoruz işte ruhumuzun kuytu ve karanlık köşelerinde. Umudumuzu yitirmeden, yaptığımız hatalarımızı örtsün diye iyiliklerimizi çoğaltarak yolumuzu çiçekler ekmek geliyor elimizden sadece, gerisi ise dua ve yakarış.

Peki “Şimdiki zamana” bizi çepeçevre kuşatan huzurlu anlar bıraktığımızda ne oluyor? Örneğin, bir yetimin-öksüzün içinin neşeyle dolmasına vesile olduğumuzda yahut sokakta sık karşılaştığımız fakat göz göze gelmemek için başımızı eğerek önüne hızlıca birkaç lira atıp gözden kaybolduğumuz dilenen bir çocuğun gözlerine bakıp gülümseyerek ona bir çikolata ikram ettiğimizde ne hissediyoruz? Tabii ki safi bir mutluluk, arınmışlık; sıcacık duygular yani içimizi ısıtan. Kalplere sevgiyle dokunmuş oluyoruz, varoluşumuzun hakkını vermiş oluyoruz adeta. Amacımıza bir adım daha yaklaşıyor olduğumuzu bilmek, yaşama sevincimizi pekiştiriyor. Bu iyi hasletler şu anımızı hoş kıldığı gibi geleceğimizdeki hissiyatlarımızı da sağlamca inşa ediyor. Bu eşsiz bir his. Sonra ne kalıyor yapmamız gereken, iyiliği ve cüzi irademizi kullanma yeteneğini yaratan Rabbe şükretmek, acziyetimizi derin bir minnetle tefekkür etmek; iyilik ve güzellik yolundaki izlerimizin çoğalması için dua etmek kalıyor bir de.

“An” ne kadar mühim; daha açık ifadeyle anın içini nasıl ve neyle doldurduğumuz ne denli kıymetli… Üstelik, gelecek anlarımız için belirleyici rol oynaması ayrıca bir değer katıyor. Sınanıyor olduğumuz dünyamızda zaman kavramının en müstesnası olan şu anın, yaşarken yani henüz ebedi aleme göç etmemişken kıymetini fark ettiğimizde ve iyilik adımlarımızı istikrarlı hale getirdiğimizde evvelimiz de ahirimiz de buram buram huzurla dolacaktır. Öyle ki, yaşarken anılarımızdaki iyi işlerin çokluğunu, şükür içinde ve nefsimizi yüceltmeden tefekkür ettiğimizde hissettiğimiz güzel hisler bir yana; hikayemizin sonuç kısmı olan ölüm anında musalla taşından ardımıza (anılarımıza) son kez bakarken ruhumuzdaki huzurun ve mutluluğun hiç yaşamadığımız kadar derin olacağından şüphemiz olmasın. Tüm çabamız bunun için değil mi zaten?

Bir cevap yazın