Küçük büyük demeden tüm okuyucularına kendini sevdiren “Küçük Prens” kitabı bugün bile hâlâ kitaplıklardan eksik olmayan eserlerden. Okuduğunuz her yaşta farklı duygularla sizi karşılayan bu kitap, Antoine De Saint-Exupéry’nin kaleminden ortaya çıkmış ve uçağı düşmüş bir pilotun çölde karşılaştığı küçük bir çocukla olan hikâyesini ele almıştır.
Uçağına odaklanmış, onu tamir etmeye çalışan pilot, birden karşısında beliren minik çocuğu gördüğünde şaşırır. Öğrenmeye çalışır nereden gelmiştir bu kendisine masumca gülümseyen sarışın çocuk ama hiçbir şey alamaz miniğin ağzından. Sebebi şudur ki, Küçük Prens soru sormaya bayılır ama konu cevaplara geldiğinde ise görüp görebileceğiniz en ketum insandır kendisi. Kimileri B-612 gezegeninden geldiğini söyler Küçük Prens’in ya da belki de sadece insanların içindeki çocukların hiç ölmediği bir köşesinden çıkıp gelmiştir evrenin. Ne kadar büyüseler de etrafındaki paralarla, evlerle, gösterişle kalpleri kirlenmemiş büyüklerin olmadığı bir yerdendir belki de. Küçük Prens, Pilot’umuzun yanına gelmeden önce gezer de gezer çünkü. Tüm gezegenlere uğrar, tüm hikâyelerini dinler orada yaşayanların. Kimi içkiye boğmuştur kendisini, kimi sayılar arasında kaybolmuştur sahiplenip yıldızları, kimi tüm evreni kendisinin sayar. Küçük Prens şaşırır, geldiği yerde böyle kişiler yoktur çünkü. Kendisinin değer veriyorum diyebileceği tek bir şeyi vardır, o da nereye giderse gitsin kalbinde taşıdığı gülüdür. Onun çiçeğidir ona yaşama isteği veren. Ama bu insanlar çiçeğine de laf atarlar, onun basit bir nesne olduğunu, gittiği her yerde o güllere rastlayabileceğini söylerler ona. “Ama…” der Küçük Prens “İnsanın sahip olduğu gülü diğerlerinden ayıran en önemli şey ona ayırdığın vakittir.” Dünyada karşılaştığı tilki dostu öğretmiştir bunu ona. “O özel bir gül” der. “Neden mi özel? Çünkü o benim gülüm…”
Küçük Prens’in dünyada pilottan önce karşılaştığı iki dostu vardır. Biri yılan biri de bizim meşhur tilkidir. İlk geldiğinde dünyayı önce bomboş bir gezegen sanır, hiç insan göremez etrafta. Yapayalnız hisseder kendini yanında yılan olsa bile. Ama yılan yalnızlıkla ilgili acı gerçeği bilmektedir. “Hiç merak etme” der Küçük Prens’e “İnsanların içinde olsan bile yine de kendini çok yalnız hissedersin.” Sonra bizim tilki belirir yanında; öğretir ona birine değer vermek ne demek, birini gerçekten sevmek ne demek. Buna “Evcilleştirme” adını takmıştır. Uyarır bizim Küçük Prens’i bu konuda, şayet der benimle gönül bağı kurarsan beni evcilleştirmiş olursun. Ayılmak zor gelir, gözyaşlarını yitirirsin uğrumda. Ama sanırım Küçük Prens’e bağlanan tilki olmuştur, o döker gözyaşlarını Küçük Prens ayrılırken yanından.
Sonra pilotla karşılaşırlar. Çok konuşmasalar da iyi anlaşırlar, kurdukları derin bir bağ vardır aralarında. Ki bu bağ Küçük Prens’in kendi hakkında hiçbir şey anlatmamasına rağmen kurulur, kim bilir belki de bizim Pilot gözlerinden anlamıştır Küçük Prens’in yüreğini. Kalbinden dinlemiştir Küçük Prens’in hikâyesini. Bilirsiniz en bilinen satırlarıdır bunlar kitabın: “İnsan gerçekleri sadece kalbiyle görebilir. En temel şeyi gözler göremez. “
En sonunda ayrılık vakti gelir bu iki dost için. Bugün bile Pilot, Küçük Prens’in gidiş nedenini bilmemektedir. Tek bildiği şey ayrılmak zorunda olduğu günün bir yıldönümü olduğudur. Onu uzak tutmak ister kendinden Küçük Prens. Yanımda olmamalısın der, ölüyormuşum gibi gözükecek. Ama sorun şudur ki Pilot çoktan gönül bağı kurmuştur bu masum küçük çocukla. Gideceğini anladığı andan beri canı yanar, kalbi onu son bir kez hoşça kal demeden göndermeyi kabul etmez. Ve gözyaşlarını tutamaz. Sonunda tilkinin ne demek istediğini anlamıştır. “İnsan,” der “Birinin kendisini evcilleştirmesine izin verdiğinde, bir parça ağlamayı da göze alıyor demek ki.”
Pek konuşmasalar da Küçük Prens’in Pilot’a duyduğu sevgiyi inkâr edemeyiz hiçbirimiz. Bu yıldızlara âşık olan minik çocuk, “Yıldızlara bak” der bizim pilota veda ederken. “Diyorum ki geceleri gökyüzüne baktığında, yıldızlardan birinde benim olduğumu bileceksin. Baktığın her yıldızda ben varmışım gibi gelecek sana. Ve üzüntün dindiğinde… Çünkü zaman bütün acıları iyileştirir…Beni tanıdığına memnun olacaksın. Daima benim dostum olarak kalacaksın.”
Ve altı yıl geçer aradan. Pilot, Küçük Prens’i kalbinde taşır bunca yıl. O üzgündür, ama herkese yorgunum der. Günbatımını izler her gün, belki Küçük Prens de orada bir yerlerde onunla birlikte izliyordur umuduyla. Küçük Prens’ten istediği cevabı alamamasına rağmen aralarında geçen şu konuşmayı hâlâ unutmamıştır çünkü:
“Bir gün,” dedi bana, “Günbatımını kırk dört kez gördüm.”
Biraz sonra da ekledi:
“Biliyor musun… insan günbatımını çok seviyor, içi üzgünken…”
“O kırk dört günbatımlı günde için çok mu üzgündü yani?” diye sordum. Ama Küçük Prens karşılık vermedi.
Altı farklı basımı vardır bende Küçük Prens’in. Belki de okumuşumdur altıdan fazla kez. Her okuyuşumda farklı bir yerin altını çiziyorum; bambaşka bir yer dikkatimi çekiyor, ben burayı nasıl kaçırmışım diyorum hayretle. Pilot bekliyor onu hâlâ, ben de bekliyorum pekâlâ. Yazarın Küçük Prens’i görürseniz bana da haber verin dediği bir cümle var kitapta, bu cümle her basımda farklı bir şekilde kurulmuş. Cümlenin devamı da var aslında, üç küçük sözcük daha getirilmiş ardından bazı basımlarda. Bu üç küçük sözcük olsun ya da olmasın ben ekliyorum yanına kitabı her bitirişimde, elim alışmış bir kere ya da yıllardır aynı duyguları yaşıyorum belki de:
“Böyle bir şey olursa, kuzum beni sevindirin. Onun geri dönmüş olduğuna ilişkin haber salın bana.”
Diyor bir basımında.
“Onun geri geldiğini haber vermenizi bütün kalbimle istiyorum…”
Diyor bir başkasında.
“O zaman n’olur yüreğime su serpin. Haber salın, geri döndüğünü bildirin bana.”
Ve bu cümlelerden sonra benim kalemim devreye giriyor ben de bir cümle ekleyiveriyorum her birinin yanına, altında da bu cümleyi her yazdığımda attığım bin bir çeşit tarihle:
“Çünkü onu çok özlüyorum…”
23.01.23