Yücelten de deviren de yönlendiren de sosyal medya. Sosyal medyanın robotu haline gelmekten korunabilmeli insan. Araç ve amaç, sahip ile alet yer değiştirmemeli. “İnsanlık ne ara bu hale geldi?!” dedirtmemeli. Özgürce bilinçli kullanmayı bilmeli… Birkaç sene önce yeni model plastik ürünlerden yapılmış çocuk parklarının çocukların zihinsel ve fiziksel gelişimini kısıtladığını çünkü fazla ayrıntı ve yönergeli, kısıtlı hareket içerdiğini okumuştum (Arkalı salıncaklarla da sınırlı sallanılıyor, yukarılara havalanmıyor. Çok karşıyım, yani hiç hoş değil, teessüfüm bilinsin) Bir uygulama indirdiğimizde bazı özellikler için “Kabul edilsin mi?” diye soruyor, seçme hakkın varmış gibi gösteriyor, oysa hayırı seçtiğinde uygulamayı açmıyor. Mecburen onayladığında arkasından birçok şeyi onaylamış oluyorsun, seni o yönlendiriyor. (Elinde bir koz var, o da uygulamayı indirmemek. Peki, öyle mi?)
Yeni makyaj stilleri… Genç kızlar grup halinde karşıdan geliyorlar, ilk algıda hepsi aynı görünüyor. İnce kaş, çerçeveli dudak, aynı tarz eyelinerçekim, renkleri farklı olsa da hepsinin saçları fönlü, ojeleri farklı olsa da hepsinin bir tırnağının ojesi farklı, hepsi aynı vücut hatlarına sahip. Avatar uygulaması çıkmış. Herkes kendi tipine göre ayarlama yapıyor ama ne işse bütün avatarlar birbirine benziyor. Filtre uygulamaları her ürüne bakma zorluğunu bertaraf ediyor, sınırlama şansı veriyor, seçenekleri daraltıyor, diğerlerini görmemizi engelliyor. Tercihlerimize göre öneriler sunuyor. Facebook arkadaşlar öneriyor, sayfamızda göreceğimiz kişileri, grupları bile belirliyor, neymiş takip ettiklerimizi takip etme sıklığımıza ve başka kendi bildiği kriterlere göre ayarlıyor ama o kendi kriterleri sebebiyle bizim görmek istediklerimizi de zamanla bize unutturuyor. Öyle sanıyor, bazen de öyle oluyor. Fen lisesi rehberi bir olay anlatmıştı, dışarıdaki anne evdeki kızına “Patatesleri yıka, tencereye koy, ocağa koy!” tarzı bir cümle kurmuş. Eve geldiğinde bakmış ki ocağın altı açık değil, niye altını açmadın demiş, kızı “Sen altını aç demedin ki” cevabını vermiş. Denemesini yaptım, ergen öğrencilere bunu anlattım “Ama kız haklı” dediler, anneyi anlayamadılar. Hayatı kolaylaştırmak adına teknolojik ürünlerin yönergeleri insana belki de fazla yön verir oldu. Belki ilerde gençler, çocuklar yönergesiz bir şey seçemeyecek. Bu sadece gençlere, çocuklara olmayacak. Büyük biraderin izlemesine bile gerek kalmayacak çünkü geleceği zaten o yazacak. Oyun programcısı oyunu kuracak, her şey yüklenmiş olacak (Bir nevi tanrısal eylem, külli irade), oyuncu oyun oynadığını tercih yaptığını sanacak (Cüz’i irade. Sadece betimleme). İşlemleri kolaylaştırma anlamında yönergeler, öneriler artacak. Belki hesaplamalar yapacak şu kişiye yazdığın mesaj çok uzundu, retrospektif gözleme göre o sana kısa yorum yazmıştı diyecek veya o sana yazmamıştı sen de ona yazma diyecek, şu kelime cümlene uymadı diyecek, düzeltme önerisi sunacak, o emojiyi değil bu emojiyi kullan diyecek… Belki giysinin renk uyumu yok diyecek görselde oynayacak, yazdığın veya paylaştığın şu modda ama sen bu modda kal diyecek, gönderini puanlayacak, gaz verecek vb… Olamaz mı? Biz de iyilik yapıyor diyeceğiz.
Bir arkadaşım bir dörtlük yazmıştı. Bana okuttu. Serbest şiir gibi de durmuyordu, ölçülü de durmuyordu ve ahenk yoktu. Şura şöyle olsa, bura böyle olsa, bu kelime yerine daha kafiyeli şu konsa derken, şiirden şiir çıktı. Baktı, “Eskisine benzemiyor ama çok güzel” dedi. Güzelleştirmiştim zaten, maksadım da güzelleştirmekti, asla ukalalık değildi çünkü takıntılıydım, uyumlu olmalıydı, güzel olmalıydı, niyetim iyiydi. Şimdi şiirden o kadar anlamam. Diğer türlerden de anlamam. Kendim de yazamam. O zamanlar hem çok okurdum hem yazabilirdim hem ezberlerdim, dergilerle çeşitlendirirdim. Bilirdim yani. Ama o şiire müdahalemi (katletme değil, cidden ihya etmek olmuştu) şimdi çok yanlış görüyorum. Küçüktüm, büyük hata yaptım. Sonradan üzüldüm. O arkadaş sonra yazmaya devam etti mi bilmiyorum, belki de etmedi. Belki yazdıkça ilerletirdi. Belki söndürdüm, tamam, belki iyi ki karıştım, yazsaydı kötü şiirler de yazabilirdi, edebiyatı katledebilirdi, katleden örneklerin kaliteli içeriklerden daha çok olduğu bir dönemdeyiz. “Keşke doğmaz olaydın Mamudo kurban niye doğdun?” dediklerimiz gibi, keşke yazmaz olaydın Mamudo kurban niye yazdın dediklerimiz de var, ben bile olabilirim, bunları da bilemeyiz, kuantuma göre alternatif seçenekler çok… Şimdi olsa öyle yapmam, zinhar haram. Benim yardım ettiğimi sanıp belki zarar vermem gibi yardım edildiğini düşünürken zarar görüyor olabiliriz. Teknoloji de bize bir şeyler verirken, bizden çok şey alacak. Belki çan eğrisinin üst kısmına ulaşamadan ileriye değil, geriye doğru evrileceğiz. Belki İdiocracy (film) distopyası gerçek olacak. Zaten herkesin aynı coğrafyada bile aynı anda, aynı hızda gelişmediği ve aynı çağı yaşamadığı, bazı yerlerin insanların 1900’lerde kaldığı kesin. Yapay zekaların insanı pasifize, stabilize edebileceği konusuna hiç girmiyorum. Biz tüm olacaklara hazır mıyız?