Son Veda

190 0

Babaannem çocukluğumun en masum hâli… Aslında çocukluğuma dair en net hatırladığım figür çünkü annem ve babam çalıştığı için bana babaannem bakardı, çocukluğumun neredeyse yarısı onunla geçti. Bu durum beni çok da mutlu ederdi esasen çünkü onunla çok eğlenceli vakitler geçirirdik hatta o kadar iyi vakit geçirirdik ki annemler akşam olup eve geldiklerinde onlarla gitmek istemez babaannemle kalmak isterdim. Bu bazen annemin yüzünün asılmasına neden olsa da hayır demezdi.

En çok da babaannem bana çikolata verdiğinde çok mutlu olurdum annemin vermediği kadar verirdi bir de hiç görmediğim çikolatalar verirdi. Çikolatayı görünce çok heyecanlanırdım ve bir de babaannemle oynadığım oyunlar beni çok mutlu ederdi… Saklambaçları, körebeleri yakan topları hiç unutmadım. Bir çocuk gibi oynardı benimle onun bu yaklaşımı çocuk kalbimi çok mutlu ederdi.

Sonra oynadığımız bu oyunların hiçbirini oynayamadık çünkü ben artık büyümüştüm. O oyunların hiçbiri eskisi kadar cazip gelmemeye başladı. Sınav zamanları geldi çattı önce lise sınavları, sonra üniversite derken kafamı kaldıracak vaktim bile yoktu ki babaanneme gideyim çok çalışıyordum. Okul, kurs derken hayat yorucuydu anne ve babamla çocukluğuma çok doyamamıştım ama babaannemle doymuştum. Çocukluğumu yaşatan kadındır babaannem o yüzden yeni kalbimde hep ayrı kalacak biliyorum. O hafta sonu ise sınav haftasıydı, gelip çatmıştı. Çok heyecanlıydım. Heyecanımı yatıştırmak için babaannemin yanına gittim. Yine beni çok neşeli karşıladı. Evden kurabiye kokuları geliyordu. 8 yaşıma geri döndüm sanki o kokuyla. Onun evinde çocukluğumdan beri kurabiye eksik olmazdı yine öyle oldu 75 yaşında olmasına rağmen hiç üşenmez o kurabiyeleri yapardı, çok çalışkandı gerçekten de. Çok okurdu ayrıca da. Bizim evde de kütüphane vardı ama onun elindekiler çok daha iyiydi. Okuyamamış ama okusaymışım çok iyi bir yerlere gelirdi. Hayat işte bazen seni yarım bırakır ki daha iyileri gelsin diye. Belki onun için de böyle bir hayat daha iyi olmuştur. Ben bunları düşünürken babaannem kurabiye ve limonatamı getirmişti bile. O an tekrar 8 yaşlarıma geri dönmüştüm sanki.

Her zamanki gibi ben yerken her şeyden sohbete başladık. Değişmeyen şeyler vardı ama değişen de çok şey vardı. Babaannem artık eskisi gibi atik değildi. İçtiği ilaç sayısı artmıştı. Eskiden hiç ilaç içmezdi. Bir iki senedir ilaç dolabını doldurur olmuştu. Onu eskisi gibi görmemek, görememek sınavlar, dersler derken onu ihmal etmek beni çok üzüyordu zaten. Bir de onun eski halinin azaldığını görünce daha da hüzünleniyorum. Derken içeriden bir hediye paketi getirdi babaannem bu senin dedi. Babaannemin en sevdiğim huylarından biriydi. Hediyesi, çikolatası eksik olmazdı ama bu hediye beni ağlattı desem yalan olmaz! Hele o not gözyaşlarının akmasına sebep olan esas şeydi. Hediye paketinde küçük prensin olduğu bir kar küresi vardı, babaannemin bana defalarca okuduğu kenarları yıpranmış eski ama manevi değerinin her şeyin üstünde olduğu ilk baskı Küçük Prens kitabı ve bir de çocukluğumda en çok verdiği bastonlu çikolata vardı. Çocukluğumda babaannem her okuduğunda, anlattığında Küçük Prensi, evet bazen ezberden de anlatırdı çünkü o kadar çok okurdu ki ister istemez ezberlemişti hatta ben de biraz ezberlemiştim, Küçük Prens benim için o kadar değerli bir kitaptı ki babaannem sınav öncesi bana motivasyon olsun diye böyle bir hediye paketi hazırlamıştı. Paketi masanın üstüne bırakıp babaanneme sarılıp ağladım, ağladım, sadece ağladım. Teşekkür ettim ona hayatımı güzelleştirdiği için, çocukluk anılarıma çok iyi bir nefes olduğu için! O da ağladı onun ağladığını çok nadir görmüştüm. O an, o sahne hayatımın en unutulmaz anıydı. Neşesi hep daimdi babaannemin. Onu ağlayarak görmek beni şaşırtmıştı tabii biraz da.

Şu an 45 yaşında bir adam oldum ama o anın tadının, kokusunun olduğuna iddia bile edebilirim. O kadar önemli bir andı ki! Babaannemle vedalaşıp eve dinlenmeye gittim. Bir de evde hislendim. Kar küresini yatağımın hemen yanındaki masaya yerleştirdim, kitabı ve çikolatanın birini de hemen önüne yerleştirdim. Yatağıma oturdum, çikolatamı açıp elime aldım. Babaannemin notunu aldım defalarca okudum. Açtığım çikolatayı yiyemedim, tekrar kağıda koydum. Kalbim her cümlesinde kırk parçaya bölünmüştü. Notta şunlar yazılıydı:

“Ali’m, can oğlum… Seninle geçirdiğimiz vakitler kalbimde en güzel vakitler… Hayat telaşı yüzünden son zamanlarda pek görüşemedik ama sakın üzülme sen gelemesen de sen benim hep kalbimdeydin, dualarımdaydın bunu bilesin. İnşallah evladım yarınki sınavın hayırla geçer olmazsa üzülme çünkü bu hayatta her şeyin bir vakti vardır şimdi olmaz yarın olur bunu asla unutma sana herhangi bir nasihat verecek nitelikte değilim ama şunu söyleyebilirim ki her başın sıkıştığında çocukluğunu hatırla, birlikte geçirdiğimiz vakitleri, sana Küçük Prens okuduğum anları hatırla, Küçük Prens’i hatırla güzel oğlum… Orada bütün nasihatleri bulacaksın! Ve bir gün bu can bu diyara veda ederse sakın üzülme ben senin hep yanında olacağım anılarımız hep seninle unutma! Alışmaya çalış insan her şeye alışan bir varlık neticede. Can oğlum, sınavında başarılar dilerim hayatında hep ışık olsun. Allah’a emanet ol.

Babaannen…”

O görüşmenin babaannemle son görüşmem olacağını asla bilemezdim. Ben sınavdayken babaannem kalp krizi geçirip, vefat etmiş. Hissetmiş gibi bana veda etmiş. Yarım kalmadan, yapabileceklerimizin hepsini yaparak, torununu mutlu ederek veda etti bu hayata ama ben biliyorum ki o hep kalbimde, hep anılarımda saklı, sözleri kalbimde sırlı tıpkı yazdığı notun duvarımda çerçevenin içinde sırlanması gibi…

Şimdilerde onu en çok yad ettiğim oyunu, saklambacı çocuklarımla, aynı onunla oynadığım gibi oynuyoruz. Artık biliyorum ki anılarımız hep benimle.

Bir cevap yazın