VEHMİ VE VEHAMETİ

61 0

-Hiçbir şey değişmeyecek. Gün yine doğacak yine batacak. Anasını satayım Hayriye’de gelmeyecek.

-Hayriye kim lan?

-Ne bilim lan. Hayriye olur, Mehtap olur, Aysel olur… Biri olurdu elbet.

-Yok, hiçbiri.

-Severdi beni.

-Sevmedi lan kimse seni.

-Hayriye sever.

-Hayriye duman oğlum. Cigaradan çıkan duman. Cigaramın dumanını yüzüne üfürdüm. Anlamadı keriz. Anlamaz…

-Hay anasını… Lan… Ay incecik bir yay gibi bu gece varla yok arasında semada.

-Sema kim lan?

-O gökyüzü oğlum… Patlattı kahkahayı…

-He tamam.

-Bizim karılarla bir ilgisi yok onun.

-Neyini sevdin lan Hayriye’nin?

-Adının tonu yaşanmışlık veriyor insana. Hüzün kokuyor ismi. Mesela Hayriyeler öyle lüks arabaların, lüks evlerin, lüks semtlerin değil; saman balyalarının kızı, at arabasına yüklemiş yorgunluklarını, öfkesini, özlemini, ilk aşkını kimseye anlatamayan öyle bir kadının adı Hayriye.

-Kes tıraşı. Edebiyat parçalama sevmem ben öyle laf oyunlarını. Severdim hâlbuki.

-Olmayan bir kadını mı konuşacağız?

-Olanlardan fayda yok oğlum. Kim sever bizi tezek kokusuyla. Haklıydı ama haklısın demeyi sevmezdim.

-Çıkardı cigara tablasını, kirli elleriyle tütünü kâğıdın üzerine nazikçe yerleştirdi, piyano çalar gibi bir havası vardı, bu cümleyi ona kurmadım.

-“Piyano ne lan? Gören de şehzademi Fransız mürebbiyeler büyüttü sanır” derdi, günlerce dalgasını geçerdi. Hâlbuki televizyonda piyona çalan kadınlar, adamlar var ve dertleri yok. Televizyonda hiç dert yok zaten. Fakirler bile janti anasını satayım. Kâğıdı yaladı, yapıştırdı, tütünü ağzına götürdü. Sadece sigarası değil hayatı kaçaktı Vehmi’nin. Anası vardı, Vehmi’yi vahim hadiseler içinde daha üç yaşını doldurmadan bırakıp kaçmış, Karısı vardı kafadan kaçık. O yüzden vermişler Vehmi’ye zaten. Böyle herife karı mı verilir yoksa. Topal atın, kör alıcısı hesabı. Benim aksime Vehmi tüm bu karışıklık arasında yakar cigarasını umursamazdı dünyayı. Ya da ben öyle sanırdım. Severdi beni. Ya da ben öyle sanırdım. Belki Hayriye kadar severdi. Yok, Hayriye kadar kimseyi sevemezdi Vehmi. Hayalleri topal ayağına inat uçururdu Vehmi’mi. Köyden çıkmadı. İlçeye de hükümet işleri olmasa varmazdı. Çatlak karısıyla iki dönüm arsayı ekerler, önce birbirlerini, sonra mahsulleri yerlerdi. Yazları karısının dırdırından kaçmak için keçi damında yattığı söylenir. Kendisi bahsetmezdi. Sorsam:

-“Hayriye kocasını bırakıp bana kaçtı damda onla buluşuyoz” der basardı kahkahayı.

Hayriye hayırlı kadın demekti. Fakat Vehmi’me anasının bile hayrı dokunmamış kendi vahametinde kaybolup gitmişti. Ona sorsan hâli vakti beylerde yoktu. Giyilmekten sünmüş kıyafetleri, otuz beşinde elli beş gibi duran yüzüne inat, o Hayriye ile keçi damında mutluydu. Beli şimdiden kamburdu. Çok öksürürdü. Bulduğu rakıyı affetmezdi. Belliydi erken ölecekti. Gamsız pezevenk.

 Vehmi’nin anası kırk yıl sonra köye gelmiş. Biçare Vehmi’mden çare aramaya. İkinci kocası imam nikâhıyla tutmuş bunu. Adam ölünce mal derdine çocukları dehlemiş. O da soluğu bırakıp gittiği evladında, toprağında almış. Vehmi’nin suratı sirke satıyor. Yanımdan geçerken beni görmedi. Yamalı pantolonunun genişlemiş dizleri, kendi bacaklarından iki adım ötede. Seslendim:

-Ne oldu lan, Hayriye kocasına mı döndü? İt gibi burnundan soluyon.

Ses etmedi önce, sonra gözlerimin içine dik dik bakarak;

-Anamla, karıyı vurdum üç gün önce. Muhtara haber et jandarmaya haber salsın. Evde leşleri kokmasın.

-Ne diyon oğlum, sen delirdin mi?

-…

– Böyle şaka mı yapılır?

– Cevap ver lan?

-Duymuyon mu beni pezevenk?

….

Sen nereye gidiyon? Cevap versene lan?

-…

-“Hayriye nereye gidelim derse oraya” dedi. Bastı kahkahayı. Vehmi hayallerine pranga vuran iki kadının ölüsüyle, kalbinde ölümsüz aşkıyla iki dağın arasında kayboldu. Çığlıklarımı duymuyor, duyuyor  belki de umursamıyordu.

Bir cevap yazın