İçimde bir umutobur sürgün otu büyüyor,
Hangi güzellik kırıntısı tomurcuklansa dallarımın ucunda
Güneşine mâni oluyor çarpık gövdesinin karanlığıyla.
Büsbütün bir gölge…
Büsbütün bir pus…
Ve arasından sıyrılmak isteyen her taze ışık,
Mirasına kurulmuş bir nimbus kümesine esir şimdi.
Akça pakça bir sayfaya kazara damlamış
Kontrolsüz büyüyen dağınık bir mürekkep sanki
Can suyumu emen bu her tondan daha karalık
-ne garip…-
Kendi canavarım saklanıyor kendi toprağımda
Nefessiz kalacak kadar ondan korksam da
Ardıma bakmadan kaçınca varlığı yitip gider belki
Ya da bir silik sis gibi kalır en azından sansam da
-ne yazık…-
İçten içe çok iyi biliyorum:
Ben böyle böyle,
Hangi defteri kapattım desem
Yanı başımda taşıyorum…
-ne acı…-
Bir yumruyla kardeş büyüyor yankısız harfler ses tellerimde.
Hiç söylenmemiş kelimelerin cenazesini kaldırıyorum zihnimde.
Oysa “Henüz”le başlayan cümleler kurmak istiyorum ben de…
Henüzlü çiçekler sulamak içimde.
Henüz umut var diyebilmek.
Henüz ölmek için erken.
Henüzler bitmedi,
Bitmeyecek,
Henüz.