Mektup

131 0

Dışarıda çok güzel yağmur yağıyor. Yatağıma uzandım çatının sundurmasından düşmemek için uğraşan damlaları izliyorum. Avlunun içine bir kuş konuyor bu esnada koğuştakiler güvercin mi serçe mi diye koşuşturuyorlar. Güvercin konarsa koğuştan birisinin tahliye olduğuna dair bir inanış varmış. Bense farklı hayallerde müzik eşliğinde dışarıyı izliyorum. Süremedim lavantayı konsola koydum diyor bir ses koğuş arkadaşımla göz göze geliyoruz o an. Ben Nilgün Kızılcı’dan dinlemek vardı şimdi diyorum oda Hüseyin Turan diyor. Diğer arkadaşlar bizden on beş yaş küçük olduğu için Melike Şahin çıksa diye bekliyorlar. Çok alakasız bir şekilde kopuk kopuk anılar geliyor aklıma. Evliliğimizin ilk günlerinde kapıyı her açtığında ‘hani benim kompozisyonum, beni anlatan kompozisyonu bugünde mi yazmadın yoksa? Biz boş derslerde kompozisyon yazdırılan bir nesil değil miyiz? Yarın yaz o zaman’ deyişini. Yalan değil vallahi başta senin ezber edilmiş bir ev düzeni kurmaya çalıştığını düşünmüştüm ama öyle değilmiş. Şimdi ise hayat bana köşesi görüldü mühürlü mektuplar yazdırıyor ne gariptir ki bende bıkmadan bizi anlatmak istiyorum. Gözlerim doluyor, yanımda duran beş litrelik suyun neye faydası var bilmiyorum ama sudan medet umarcasına dikiyorum kafama. Bedenim kaçıp gitmek istiyor, ama aklım hep anılarda kalıyor.

Don Kişot sever misiniz? Hem de orijinal metinden çevrilmiş! 

Diye sesleniyor koğuştaki genç çocuklardan birisi. Uzun uzun ona bakıyorum kaşlarımı çatmış olacağım ki çocuk kafasını kapıdan geri çekiyor. Aslında içten içe hayıflanıyorum çocuğa karşı. Çünkü tam da karşımda duran tekli dolaba bakarak anılarımı hatırlıyorum. Taşındığımız şehirleri, adam etmeye çalıştığımız lojman dairelerini, tanıştığımız güzel insanları, seni kızdırınca Savaşın karakolda battaniyenin altında Hilal diye ağlarsın bak oğlum deyişini… Cuma akşamları izlediğimiz Akşam Sefasını, Sencer’le benim durdurulamaz iştahımıza senin isyanını, hafta sonu kahvaltılarımızı, evdeki kurabiye kokusunu, birde yüzüne söyleyemediklerimi. Anlayacağın yaşarken farkına varmadığımız ne çok basit şeyi özlüyorum bilemezsin. Bazen bende soruyorum kendime neden biz diye ama iste açıklamasının sadece yanlış zamanda yanlış yerde olmak olması çok üzücü. Kader diyebilmenin lütfuna sığınmak istiyorum. Ama yine de şanslı olduğumu düşünüyorum. Burada birbirinden şahane insanlarla birlikteyim ilgi alanları farklı, kendini yetiştirmiş bir sürü güzel adam. Yemeklerimiz güzel çıkıyor, ayriyeten mutfak işlerinden anlayan birkaç kişi var. Hatta doğum günlerimizde mozaik pasta yapma ritüelimiz bile var. Vallahi dışarıda yiyemezsin böylesini. Günlük gazetelerimiz geliyor bulmaca çözüyorum. Herkesin bulmacası ayrı kimi çengel, kimi sudoku… Asıl çözücü çözene kadar orası doğal bir şekilde boş kalıyor. Bol bol kitap okuyorum. Geceleri TRT 2’de film izliyoruz. Sonra film arkası var, film üzerine yorumlar yapılıyor onları izleyip bizde kritik yapıyoruz kendi aramızda. Anlayacağınız durumlar böyle. Sencer, oğlum yazı yazmayı sevmediğini biliyorum ama lütfen mektuplarım biraz uzun olursa sevinirim. Derslerine iyi çalış Matematik, Türkçe kadar İngilizceye de önem vermeni istiyorum. Adaklıda çoğu zaman sıkıldığını biliyorum ama Şenol deden ve Tuna ile telafisini yaparsınız. Öğretmenine çok selam söyle. Seni gözlerinden öpüyorum. Sencer’in dediği gibi benim söyleyeceklerim bitti. Soranlara selam söylersin ayriyeten senden rica ediyorum memlekete gittiğinde Sencer’i dedeme götür onu çok sevdiğini biliyorum. Bende tuhaf bir şekilde rüyalarımda hep babaannemi görüyorum, çocukluğumdaki gibi bahçede oluyor. Birde burada çok özlediklerim arasında Mehmet amca var. At yarışında hala Ahmet Çelik’i tek mi yazıyor sorarsan sevinirim. Babama söylersin her kapalı görüşe gelmesine gerek yok Gidip gelirken bir şey olur diye endişeleniyorum. Eskisi kadar arabayı iyi kullandığını düşünmüyorum, birde malum sağlıklı bir kafa ile ayrılmıyor yanımdan. Canınızı hiç bir şeye sıkmanızı istemiyorum. Kendinize sağlığınıza mevsim geçişlerine çok dikkat edin. Bittiğinde hiç yaşamamış gibi olmayı istediğim zor zamanlardan geçiyoruz. Bu benim kaderimmiş demek ki bende senin kaderin derken garip haksızlığa uğramış bir kalabalık olduk gitti. Güzel düşünmekten vazgeçmeyelim. Biliyorsun ben pek beceremem bu işi sen benden daha iyi yaparsın ama bende senin her şeyin düzeleceğine olan inancınla motive oluyorum. Ben kendimi ne zaman kötü hissetsem seni arardım hatırlıyor musun senin sesin elimi tutardı sanki. İnan hala hiç bir şey değişmedi. Ellerinizi avuçlarımda hissederek yarınları düşünüyor sizi çok seviyorum. Hoşça kalın…

Bir cevap yazın