Popüler Kültür ve Okuma Uğraşı-X

145 1

Okumada İyi Beslenme ya da Okusun da Ne okursa Okusun Sorunsalına Dair

Okuma, iyi okuma, nitelikli okuma ve buna benzer daha birçok konu bir eylem olarak, okunacak iyi metinlerin önüne geçmiş durumda son zamanlarda. Bu yazı dizisi başladığından beri, yazarının bunlara dair birçok fikrini ortaya koymaya çalışıyor. Lakin yakın zamanda bu çabanın bazı dostlarca yanlış anlaşıldığına dair de dönüşler alıyorum. Bu manada okumanın bu denli bir nitelik kaygısı ile yapılabilme çabasının bir anlamda elitist ya da entelektüellik kaygısına kurban edildiği düşüncesi çokça dile getiriliyor. Öyle olunca da okumaya dair yeni bir soruyu ortaya koymakta fayda var, “Okusun da ne okursa okusun doğru bir yaklaşım mıdır?”

Okumak, şüphesiz ki insan hayatına belirli bir nitelik kazandırıyor.  Ve bu, sadece nitelikli metinlerle değil okumayı bir yaşam şekli haline getirmekle de alakalı oluyor. Böyle olunca, okumayı ısrarla nitelikli metinlerle irtibatlandırarak bu yönde bir baskılamanın kişinin okuma ile olan mesafesini kapatmaya bir katkısı olmuyor. Bunu en başta kabul etmek lazım! Lakin göreceli bir kavram olarak niteliği bir kenara koyarsak, tamamen tecrübeye dayalı bir seçiciliği tavsiye bağlamında kullanmanın da okumaya olan iştiyakı arttırabileceği gerçeğini ihmal etmemek gerekli. Dolayısı ile herkesin bir entelektüel kaygı ile okuması gerektiği düşüncesi kabul edilemeyeceği gibi iyi seçimlere yönlendirmenin de böyle bir baskı yarattığı ya da bir sınıflandırmaya sebep verdiği düşüncesi de bir miktar mesnetsiz.

Okuma insan gelişimine benzeyen bir süreci izleyebilir. Herkes için aynı düzen ile gerçekleşmesi de mümkün değildir. Zira sürekli olarak ifade ettiğimiz şekli ile kişisel tecrübelerin okumaya dairlerinin genel geçer doğrular olarak kabul edilmesindeki en büyük hata da budur. Tecrübelerimiz bu manada okuma ile ilişkisini tanzim edememiş bireye önemli katkılar sağlayabileceği gibi bunları kendi doğruları yapmak da tersi durumlar yaratabilir.  Çünkü daha evvel de ifade edildiği şekli ile vazife haline gelmiş, tamamen kural ve sınırlandırmalarla bezeli hiçbir eylemin kişiye bir keyif sunması mümkün değil. O zaman bunu bir bütün olarak kabul ederek okumaya giden her yolu açmak en önemli düstur olmalı sanki.

Bahse konu entelektüellik kaygısını nerede ise bir tahfif ve istihzaya götüren güruhu da burada anarsak, “iyi metin” söylemi ile bunaltılmış ve en başındaki kitapla tanışma, kitaba alışma/ısınma evresi buna kurban edilmiş bireyler bu noktadaki en büyük kaybımız.

Öncelikle unutmamak gerekir ki kitap okuyan kişi bireysel olarak; bu kişilerden oluşanlar da bir kitle olarak okumayanlara göre bir üstünlük ya da nitelik kazandıklarını düşünemezler. Kazanılan nitelik kendi hayatlarına dair bir ayrıcalık olabilir en fazla. Bunu yanlış anlayarak kendini okumayana göre üstün görerek buna dair bir söylem ve tavır geliştirmek başlı başına iyi bir okuyucu olunmadığının göstergesi zaten. Bu manada seçimlerinizin doğruluğu kadar göreceli bir diğer durum da neden okumanız gerektiğine dair olandır. Herkes estetik kaygılar ya da nitelikli bir yaşam düzeni için okumak zorunda değil, kaldı ki bu bilinçli şekilde de yönlendirilecek bir eylem değil. Yani salt doğru seçimlerle iyi bir okuyucu olmak mümkün olamayabileceği gibi birçoklarına göre basit, niteliksiz, popüler metinlerle kurduğu ilişki sonunda kendini kitabın en nitelikli haliyle bulan okuyucular da çevremizde çok.

Bu durumu basit bir örnekle anlatmak faydalı olabilir. Beslenme bir ihtiyaç iken iyi beslenme bir alışkanlıktır. Dolayısı ile bu ikisi arasındaki ilişki, okumayı bir ihtiyaç haline getirmek ile iyi/nitelikli/anlamlı/bilinçli okuma alışkanlığı kazanmak arasındaki irtibatla çok benzer bana göre. Yani iki taraflı bir okuma çabasının birbirine göre bir üstünlük ya da eksikliği yok. Sorun ikisinden birini tek başına geçer kabul etmek. Kimse emeklemeden, düşmeden, sürünmeden yürüyemedi ve koşamadı. Estetik kaygılar, ağız tadı, kulak hassasiyeti, rafine zevkler zamanla oluştu. Bir tekâmül sürecinden bahsediyoruz. Bir kütüphane oluşturmak gibi… Paranız vardır, elinizde de binlerce kitaplık bir klasikler listesi; parayı verir ve bir kütüphane dizersiniz. Artık iyi bir kütüphaneniz vardır ama bu sizi iyi okuyucu yapmaz. Ya da 20 sene boyunca satın alarak, hediye alarak veyahut da başka yollarla yavaş yavaş, okuyarak, sizin kimliğinizi gösteren bir kütüphane oluşturursunuz. İşte bu sizi iyi bir okuyucu yapabilir. Demem o ki; kimse okumaya Karamazov Kardeşler ile başlamadığı gibi “en iyi” beslenme gurularımızın dahi en katı diyetlerinde kaçamak adını verdikleri fast food açıkları var. Sebebi de herkesin, hepimizin kendini mutlu hissettiği ve sadece keyif için yapmak istediği şeyler olması sanırım.

Sözün özü;  okusun da ne okursa okusun yaklaşımı bir yere kadar kabul edilebilir durmakla birlikte zaman içinde çok daha iradî ve özgür tercihlerle beslenen, iyi kabul edilen ama zor olduğu bilinen metinlere dair kaygıları aşmamızı sağlayan bir noktaya ulaşmamızın da önünü açmalı. Bu bakış, şüphesiz ki okumayı kendince ayrıcalık ya da üstünlük haline getiren grup ile keyif aldığı ama görece “hafif” metinlerle kendini bulan okuyucu arasındaki mesafeyi azaltacaktır.

 

1 comment

  1. Okurken keyif aldığım ve de düşündüğüm bu seri için çok teşekkür ederim, Kaleminize sağlık hocam. Böyle içeriklere pek rastlamaz olduk.

Bir cevap yazın