Siz bayım, gittiniz;
Fenâ âleminden, bekâ âlemine…
Başı yaşmaklı annelerin göğsüne bir “Filistin” emanet ederek.
“Gel
Anne ol
Çünkü anne
Bir çocuktan bir Kudüs yapar” diyerek gittiniz.
Siz bayım, siz; tohumlar ektiniz kurak çöllerimize. Filizlendi El-Aksâ’nın sürgünleri. Büyüdü içimizde kutsal şehirler. Alnı pâk gençler yeşerdi topraklarımızda. Ammarlar, Yasinler, Muhammedler…
Yıkıldı mabetleri, çiğnendi kitapları, yıkandı masum kanlarıyla duaları!
“Bize lazım olan soylu bir öfkedir” şimdi!
Siz bayım, davasız gönüllerden irkildiniz; buydu en büyük korkunuz. Korkusuzluğunuzun gerisine saklanmıştı, tarihin tozlu raflarında unuttulan şuurumuz…
Edebiyat kalemiyle, ebediyet dersi verdiniz. “Okumadığın gün karanlıktasın” sözlerinizdi yolumuzun zifrini aydınlatan.
“Batı’ya bakmaktan boynu tutulmuş bir toplumuz” sözlerinizdi; istikâmetimizi özümüze çeviren.
Siz bayım, siz; can çekişen bir neslin dirilişine “Cansuyu” oldunuz, baş oldunuz, baş koydunuz!
“Çağ ancak, bilinçle sorumluluk yüklenenlerin yüzüne güler”
hakikatiyle dimdik doğruldunuz.
Siz bayım, gittiniz… Ruh kitâbemize adınızı harf harf işleyerek:
“Söz bitebilir fakat sükût hiç bitmez. Çünkü o, dünyanın en uzun cümlesidir” diyerek; Aşk’ı, Kudüs ve İstanbul’la özümseyerek; gittiniz…