Şu ‘‘yazı’’ dediğimiz şey, iyi ki
icat edilmiş de; kapatmış çağların tarih öncesini.
İnsan derdini nasıl anlatırdı başka?
Ben bilmiyorum.
Sesini nasıl çıkarırdı yaşama?
O ses bazen yalnızca
bir kalem ucunun kırılış sesi olsa da, başlangıçtır;
ilk adımdır; yaz.
Fırtına öncesi sessizliği bozandır, yaz.
O gün neyi haykıramadıysan, misal;
hayatın samimiyetsizliğine, sahteliğine inat; yaz.
Bir öyle bir böyleliğine isyan et hayatın.
Durma, anlat; hayat komik değil diyenin,
hayatı henüz anlamlandıramadığını…
Sevdiğin filmi milyonuncu kez izleyip
yine bir öncekinden daha tatmin oluşunu anlat.
Kitaplarda yazmazsa hepsi, senin duygunsa bu; al kalemi eline.
Hissettikçe yaz, yazdıkça hisset.
Hissetmeyi unutursan şayet yine de yaz,
-şu sıralar sık duyuyorum ‘‘hissedemeyenleri’’-
Ben hissediyorum ama eminim.
Bazen düşünmeyi unutup yalnızca hissediyorum.
Ancak böyle yaşamayı biliyorum.
Böyle buluyorum kendimi, her kayboluşumda.
Sular seller gibi okumayı başaramayınca,
sular seller gibi yazmak geliyor içimden.
Onca enkaz içinden yüzerek çıkmamı sağlayan, yine ‘‘yazı’’ dediğimiz…
Gün gelir sığmazsa içime hayallerim, biriken duygularım
nasıl atarım onları içimden, çığlık misali?
Atamazsam nasıl sıkıştırırım içime onları, zarar vermeden?
Korkarım, sakın küsmesinler bana diye.
Bazen konuşamam, anlatamam kendimi.
Bir yazmayı bilirim, bir de yazdığım sırada sevdiğim şarkı çalarken
başımla ritim tutmayı. O kadar.
Bunlardır ben yapan beni.
-umarım duyguların bu şekilde ifadesi,
unutulup gitmez zamanla-
Ama ben daha çok sarılacağım, söz, yazılara.
Kalabalıktan kaçıp kaçıp sığınacağım kalemime.
Vakit itiraf vakti: Sevmiyorum kalabalığı.
Yalnızca sözcüklerin kalabalığını seviyorum.
Yalnızca cümlelerin sesleri cıvıltı geliyor bana,
gerisi kupkuru gürültü.
Başka türlüsü boğuyor beni;
yoruyor, yıpratıyor her geçen gün.
Zaten kaybolurum onların arasında;
yetersiz hissettirirler kendimi, her defasında.
Benim sevdiklerim hep daha karmaşık.
Böylesi güvende hissettiriyor. Evime dönüyorum sanki…
Canıgüz okuyorum.
-farklı bir düşünce ama-
bir tek onu okurken çalışıyor sanki kafam.
Daha önce söyledim mi, bilmem:
İyi ki icat edilmiş, ‘‘yazı’’ dediğimiz.
Yoksa nasıl okurduk Canıgüz romanlarını?
Binlerce seneden beri emeği geçen herkese binlerce minnet…