Benim Adım Cevdet

134 0

Babam çok heyecanlıydı, onu en son ne zaman böyle gördüğümü hatırlamıyordum. Herkese en güzel kıyafetlerini giymesini söylüyor, akşam yemeğine hepimizin hazır olmasını istiyordu. Bir telaş hali sardı evi, sanırsın ki hepsi misket şapına atış sırasında. Ben de koşturdum odaya, en güzel kıyafetimi ararken fark ettim üzerimde olduğunu, heyecan işte…  Akşam ezanı okundu. Annem masayı hazırlamaya başladı. Cam kenarına pusmuş bir şekilde izliyordum evi;  annem tabakları getiriyor, ablam çatalları. Nenem ise koyulan yerleri beğenmiyor, oturduğu masada onları kendince düzeltiyordu. Ablam da benim gibi heyecanlı olmalı ki giyinmiş şimdiden. Dedemi merak edecek olursanız eğer, o tatile gitti, güzel bir yere; yani bana öyle dediler. Bir süre sonra babamı gördüm camdan, hemen fırladım yerimden “Babam geldi!” diye bağırdım, Koşup kapıyı açtım. Babamın elleri nasıl da dolu, kucak kucak bir şeyler getirmiş. Başımı okşayamadı bu sefer, elleri doluydu diye bu sefer kızmadım. “Al hanım, pay et.” dedi, adil adamdı çünkü babam. Sofra ve nenem zaten hazırdı, ben de hemen zıpladım yerime. Ablam da babamdan önce ellerini yıkayıp ilişti masaya, hemen nenemle dedikoduya başladılar. O sırada annem mutfakta bir şeyleri hazırlıyordu, babam anneme yaklaştı ve “Bana az koy.” dedi. Sanırım iş yerinde yemek yemiş olmalı diye düşündüm. Annemin mi yoksa babamın mı yüz ifadesini anlatmalıyım şuan karar veremedim. Geçen gün arkadaşlarımın evinde bir film izlemiştim “Batı Cephesinde Değişen Bir Şey Yok!” adında o filmin sonu gibiydi ikisinin yüz ifadesi; birbirini anlayan, katlanan, mecbur, istem dışı, isyanı zorunluluğa olan…

Babam, bir baba gibi masaya gelirken ben üzerimi düzeltiyordum. Ablam dedikoduyu kesmiş, nenem ise hâlâ bir şeyler anlatıyordu. Babam oturdu masaya ve “İyi akşamlar, hepimize afiyet olsun!” dedi. Sıcak bir gülümsemeyle karşıladık onu ve annemin mutfaktan gelmesini bekledik…

Çıktı mutfaktan o güzel kadın, elinde karnımızı doyuracak güzel nimetlerle! İlk önce nenemden başladı bu güzel akşamın, ihtişamlı yiyeceklerini dağıtmaya; güzel bir ekmek bıraktı, paslı tasının tam ortasına ve bir bardak da su… Ama öyle musluktan akandan değil! Sonra babama yöneldi, ona da aynı ekmekten ve sudan bıraktı fakat neneminkinden daha az. Sıra ablama gelirken, ablam yanlışlıkla limon kasalarına serdiğimiz gazete kâğıdını yırttı. O anki üzüntüsünü anlatmaya kalksam; piyanist filmindeki adamın turşusuna sarılması kadar derdim. Sıra bana geldi ve güzel annem gazetemin üzerine ekmeğimi koydu, suyu da kırık bir tabağın içine. Ablam kırık tabağımla hep dalga geçerdi, benden önce kediler bu kaptan içermiş, hoş kime ne? Bugün ben içiyorum ya! En azından hâlâ içebiliyorum, kim bilir o kediler şimdi ne halde! Size bir sır vereyim mi? Ablam biraz salaktır aslında…

Çekildi bir köşeye annem, kendisine ekmek de su da almadı. Kuru ekmeğime paslı çatalı tanıştırdım da pek memnun kalmadı. Ekmek öyle sertti ki annem yememekte haklıydı diye düşündüm. Annemin bacaklarının arasında tepsi, yanında bize su doldurduğu güğüm vardı. Bakışları yerdeydi ve çok açtı. Aslına bakarsanız ekmeğimi tam kesemezdi dişlerim, keza sofradakilerin de öyleydi ama yiyorlardı bir şekilde. Zıpladım yerimden, anneme doğru tabağım ve çanağımla yürüdüm. Yırtık elbisemin kenarı tabureye takıldı ve düştüm. Su toprağa karıştı ama ekmeğimi sıkıca ellerimde tuttum. Kalktım yerden, yürüdüm yavaşça anneme doğru. Üzerimde ilmekleri sökülmüş, yamalı, çöpten alınmış en güzel kıyafetim; çatlaklarla dolu ellerimle uzattım ekmeğimi bana can veren güzeller güzeli anneme…

Öyle acıkmış ki yine Piyanistte gördüğüm yerden yemek yiyen adam gibi sarıldı uzattığım ekmeğe. “Ah benim canım anam, doysun güzel karnın…” diye geçirdim içimden. Hem ben çalardım komşuların bahçelerinden elma, doyardım, büyürdüm bir şekilde…

Benim adım Cevdet. Babam o gün bize zehirli ekmek getirmiş, yarısını da kapının önünde kendi yemiş. İlk aşkına kıyamadığından ona kalmayacak kadar ayarlamış. Bizi de sevdiğinden kendiyle götürmeye kalkışmış. Ben anneme ekmeğimi verdim de, annemin ekmeği olsaydı eğer ve ben zehirli olduğunu bilseydim, ne yemesine izin verirdim ne de ekmeğimi verirdim. Hatta doymadım diyerek bütün ekmekleri de yerdim. Ama lütfen bu yüzden babama kızmayın sakın; çok uzun zamandır açtık. Zaten dedem de aç karınla gitmişti o güzel yere, en azından nenemin, babamın, annemin ve ablamın karnı toktu giderken… Kimse uyanmayınca anlamıştım bir gariplik olduğunu, evden bir telaşla çıkmıştım, o telaşla birlikte kapımızda büyümek yapıştı yakama, avluda paçama olgunluk, sokakta koşarken büyüdüm, büyüdükçe büyüdüm, öyle büyüdüm ki hâlâ ağlamadım biliyor musunuz? Koca bir adam gibi vardım muhtara; “Amca! Amca evdekiler!” dedim. Kalktı hemen masasından,  tekrar koştum onunla. Kapının önüne yığılmıştı bir sürü insan, biz açken orada olmayanlar… Uyumak gibi bir şey oldu, uyandığımda başımda tanımadığım bir teyze vardı. Pet şişeden güzel bir su uzattı, kana kana içtim, yalan söylemem. Bir amca geldi yanıma elinde pidecilerde gördüğüm beyaz kutudan vardı, koydu önüme, açtı güzelce, bir şey demeden gitti. Teyze “Ye.” dedi. Çok açtım, elimi uzattım, bir ısırık aldım, işte o an içim ağlamaya başladı. İçim öyle ağlıyordu ki lokmayı yutamıyordum, ağzımda çevirdikçe çeviriyordum, tadı gerçekten çok güzeldi. Gözümden bir yaş süzüldüğünü fark ettim, çocukça. Teyze “Ağlama yavrum.” dedi. Lokmayı yutamayacağımı anladım, yere doğru başımı eğip, ağzımı açarak çıkardım ayaklarımın ortasına. Teyzeye döndüm ve dedim ki; madem su uzatabiliyordunuz, madem güzel bir yemek verebiliyordunuz, neden şimdiye kadar yoktunuz? Benim annem, babam, dedem, nenem, ablam yok artık. Beni kim sevecek? Beni kim koruyacak? Beni kim kızdıracak? Teyze lütfen söyle; Ben size iki şişe su versem, iki kutu pide, bir de bahçelerden çalabildiğim kadar meyve getirsem, evdekileri verebilir misin bana? Benim adım Cevdet, bütün çocuklar tanır beni, sözümde dururum gerçekten…

Bir cevap yazın