Sen hiç şark’ı dinlemedin
Kiraladığın dünya delik deşik
Aynalarda suretlerin musallası kurulu
Yaratılmışlığını unutmuşsun sanki
Biraz tanrı benmerkezciliği
Sırasını bekleyen bir savaşsın
Kiplerini alıp gidince çok güvendiğin zaman
Durup sana döner, peşinde koştuğun her kıyamet
Ne yapacaksın?
Kaç elli, kaç ayaklısın bilinmez
Tüm çanlar, paydos zilleri, çalar saatler gibi
Beklenen, yaklaşan, sevilen sen
Sesinle şeytana dönüşen bu beste
Şimdi guruların, azizlerin, dervişlerin öğretisi
İnceldiği yerle yüzleşmeden
Seni göremiyor hiçbir maktul
Yüzleştim, gördüm sensin
Sokaklarda çarpışan insanların
Birbirine bakan gözlerindesin
Çiçekçi kadının sepetinde en kadim sermaye
Vapurlarda savrulan saçlar sensin
Dumansın kahvehanelerde
Sırtımı sıvazlayan ağlak düşman sensin
Benim kaybolduğum, kaybettiğim
Senin sığmadığın bir galakside
Ben yenildiğimde, yeni başladı aslında savaş
Öleceksem dahi, gördüm sensin
Karanlığıyla tartışan bir âmâyı
Çekip alırsın kavgasından
Işığı, rengi öğretip çekip gidersin
Adın geçmez gözyaşı gecelerinde
Karakol sorgularında, otopsilerde
Hep masum kalırsın
Hep severiz seni
Yine gelsen deriz, yine gelmezsin
Bir deli buldu seni, sen âkillerin saçını tararken
Senin cebine sokup elini
Geri aldı aklını, gözlerini, dövülen dizlerini
Bir deli gördü seni, sen testilerce su taşırken
Ama yakıtına tutuşmayı severmiş ateş
Telaşlısın, sönmeyecekler